emmoğlu
Esma: sazınaa vuraaağn elinee gurbaan..
Candan: oha lan ne güzel Orhan yaptın.
Esma: yalnız bu yaptığım Ferdi.
Esma: sazınaa vuraaağn elinee gurbaan..
Candan: oha lan ne güzel Orhan yaptın.
Esma: yalnız bu yaptığım Ferdi.
e- benim taşlarımı neden topladın kübra?
k- arkadaş iyilik yap denize at balık bilmezse haluk bilir ya.
e- hadisle dalga geçme.
k- fakat?
Bazen yemek ısıtmaya kalkıştığımda karnımı doyurabilecek miktarı
ayırdığımda görüyorum ki geriye sadece bir kaşıklık yemek kalmış. Ama
ısıtsam yiyemeyeceğim. Isıtmasam da çok az, yani başka biri dolabı
açtığında muhtemelen o yemeğe karnını doyurmak için elini uzatmayacak.
Tüm bunların hesabını yaptım ve o bir kaşıklık yemeği dolaba geri koymaya
karar kıldım. Hayat hep böyle küçük hesapların peşinde geçiyor dostlarım.
Yine.
Dün.
Hazırlanıp evden çıktım komşu teyze: ‘iftara mı böyle?’ diye sordu. Yine iki
seçeneğim vardı. Ya lafı uzatmadan ‘ehe evet’ diyip yoluma devam
edecektim ya da bu meraklı teyzenin ‘Venezüela Simon Bolivar Orkestrası’nı
izlemeye gidiyorum Nurten teyze’ diyip merakını arttıracaktım. Hiç gerek
yoktu hiç. Çünkü ikinci seçenek yeni bir soru yaratacak ve koşmamı
gerektirecek potansiyeldeydi Nurten teyze için. Dedim ya hiç gerek yok. ‘ehe
evet’ diyip sıvıştım.
Tüm bunlar anlık hesaplar.
Ve de hayatımızı bi sağa bi sola sapmasını sağlayan hesaplar.
Aynı şekilde başkalarının da hayatlarına yön veren…
Belki de ikinci seçeneği seçseydim Dilarağ beni bekletmemek için taksiye
binmeyecek ve yaşlı amcayla tanışmayacaktı.
Ama olmadı, Dilarağ beni bekletti. Ve artık ona ‘Ümit muamelesi’ (buluşma
saatini yarım saat erken söylemek, geç kalan bireyin buluşma saatine asıl
vaktinde gelmesini sağlayan muamele) yapacağımı söyledim. Ama sonra
elimi kalbime koydum sonuçta taksiye binmiş lan bu ona 3 can kazandırır.
Neyse.
Olayları ileri sarıp haliç kongre merkezine girdiğimiz anlara gelmek
istiyorum.
Koltuklarımıza yerleştik. Önümüzde iki kro var. Ama ne kro. Efendime
söyliyim birtakım saçma hareketler yapıyorlar. Konser başladığında da
orkestra şefi gibi triplere girip elleriyle hareketler bi havalar bi havalar… Biz
de Dilarağyla haliyle alay konusu ettik. Gülüştük falan. Konserin sonlarına
doğru şef Gustavo, konserin başından beri dalga geçtiğimiz bu iki herifi
sahneye çıkarttı ve orkestrayı onların eline bıraktı. Ve inanırmısınız konserin
en can alıcı anlarını yaşattılar. Bize ‘vay bee!’ diye dibi düşmüş bir şekilde
koltuklarımızda oturmak kaldı.
İnsan insana bunu yapar mı?